6 Kasım 2014 Perşembe

16 Kasım İstanbul Maratonu'nda Kimsesiz Çocuklar için 42 km Koşuyorum


Saygıdeğer okuyucu, tembel bir blogcunun yeni bir şey yazması için hayatında gerçekten önemli bir şeyler olması gerekir... Benim ne kadar tembel bir blogcu olduğumu şöyle bir sayfamda gezinerek fark etmenizi rica eder, şu anda çok önemli bir şeyler yazmakta olduğum izlenimine hızla kapılmanızı ümit ederim.

16 Kasım 2014 Pazar günü, hayatımın ikinci maratonunu koşmak için başlangıç çizgisinde yerimi alıyorum. (Ayrıca hayatımın birinci maratonu TCS Amsterdam'ı merak edenler buraya tıklayabilirler, bu maratonda ne derece yaptığımı merak edenler de tam buraya tıklasınlar efendim.)


"Bir maraton koşmanın kilometre grafiği üzerine yerleştirilmiş heyecan raporu", "hiç antrenman yapmadan maraton koşmak" veya "maraton için antrenman yöntemleri" veya "42K boyunca çıktığınız içsel yolculuklar" gibi bir şeyler karaladığım yazılar yazmak aklımdan geçmiyor değil... Şimdilik maratonun doğrudan beni ilgilendiren kısımlarını yazmayı boşveriyor, benim maraton koşmamın doğrudan sizi ilgilendiren kısmını şu şekilde özetliyorum:


"Ben 42 KM koşuyorum, siz bağış yapıyorsunuz, korunmaya muhtaç çocuklar sağlıklı gıda ile besleniyorlar."  


Olayın özeti tam olarak budur. 16 Kasım 2014 Pazar günü, Vodafone 36. İstanbul Maratonu'nda 42,195 km boyunca iyilik peşinde koşacağım.


Ben koşarken sizlerin de Koruncuk Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı ve Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği'nin ortaklaşa yürüttüğü "Sağlıklı Gıda Her Çocuğun Hakkı" projesine bağış yaparak katkıda bulunmanızı istiyorum.


Beni şahsen tanıyanlar-bilenler, Rock FM'ciler, Radyo Cografikacılar, eş-dost-akraba üçlemesinden birine dahil olanlar. Lamı cimi yok, sizler bir zahmet doğrudan bu linke tıklayarak bağışınızı aşk ediniz.


"Ne diyor bu adam?","Kimsin sen kardeşim?" ve benzeri tabirleri kullanarak hâlâ blogda seyahat eder durumda olan siz saygıdeğer okuyucular içinse olayın ehemmiyetini naçizane bir çabayla iletmeye çalışayım.


Bağış İçin Koşmak (İyilik Koşusu) ne demek?

Birisi koşar, koştuğunu duyurur ve sizden bir Sivil Toplum Kuruluşu'na bağış yapmanızı ister.

"Sağlıklı Gıda Her Çocuğun Hakkı" Projesi nedir?


Toplanacak her 250 TL'lik bağış, Koruncuk Bolluca Çocuk Köyü'ndeki bir kimsesiz çocuğumuzun bir aylık sağlıklı, organik üretim sertifikalı gıdayla beslenmesi için Buğday Derneği organizasyonuyla kullanılıyor olacak.

Ayrıca köyde, sağlıklı ve organik beslenmeyle ilgili eğitimler verilecek. Çocukların kendi gıdalarını yetiştirmeleri için bahçeler kurulacak.


Organik yaşamın yaygınlaşması, organik ürünleri üreten çiftçi ve çiftliklerin desteklenmesi gibi amaçları da hedefleyen projede, kimsesiz çocukların beslenmesinde kullanılacak ürünler ilk elden tedarik edilerek, piyasanın çok altında bir fiyatla çocuklara ulaştırılacak.

Nasıl Destek Olabilirsiniz?
Projeye sadece Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı kanalıyla bağış yapabilirsiniz. Bağış ödemesi için 2 seçeneğiniz var:



1) Havale/ EFT

Bir Adım Adım koşucusu adına bağış yaptığınız zaman banka havalesi/EFT’nin “Açıklama” alanına şu bilgiyi yazmanız gerekir:

“AA KAYBU (Sizin Adınız)”

Örnek: Koşucu Kağan Aybudak, bağışçı Ahmet Yılmaz ise AÇIKLAMA = AA KAYBU Ahmet Yılmaz


2) Kredi Kartı



16 Kasım sabahı İstanbul Maratonu'nda koşacaklara destek vermek için sokakta olmanız, belki de bitiş çizgisine ulaşamayacağını düşünerek son anda vazgeçmek üzere olan bir koşucuyu biraz daha devam etmesi için motive etmenizi sağlayacaktır.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Karanlığın Kuyruğu

"Daireler çizerek peşinde koştuğum şey, içimdeki karanlığın kuyruğu olsa gerek." diye çevirsem ne dersiniz?
“What I was chasing in circles must have been the tail of the darkness inside me.” ― Haruki Murakami, After the Quake

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Tembel blogcuya ilk öğüt: İntihal

Bu adamın da dediğine güvenilmez ya hadi neyse... Güzele yakın birşeyler demiş. En azından ilk okuduktan sonraki 30 saniye için güzel. Yok yok tanırsınız bence kendisini bir de buradan tıklayın bakın. Tabi ayıp olmasın, kaynakça de vermek lazım, çocuklar çalışıyor.

16 Temmuz 2013 Salı

Yazık

Kelimelerin eline düşmek... Zavallı bir durum. Aslında şurda bir yerlerde olsa, karşında olmasa da en azından olasılıklar dahilinde olsa, şuracıkta bir yerde işte.
O zaman muhtaç olmazdın hangi kelimenin burda olması gerektiğine.
Herhangi biri olabilirdi ki bunun en kolayı "merhaba". Şimdi uğraş dur olasılıkların hesabı ile.
Seninleydim
Kimse farkında değildi
Sen de

23 Ocak 2012 Pazartesi

Etimle aldatırken
Yabancı bedenleri
Tenim sana ağlıyor

9 Eylül 2010 Perşembe

Parmakkaya Güney Yüzü/Aladağlar/Niğde

Ekip: Alper Işın Duran, R. Kağan Aybudak
Kamp: Sarımemetler
Malzemeler: 2 X 8.1 mm, 50 m ip, bir set telli takoz, yarım set camalot, yarım set friend, 4 sikke
Sabah 04:00'da Duran'ın saati çalmaya başladı... Ne sevimsiz bir şey şu sabah soğukluğuna açmak tulumun fermuarını. Ya tulumsuz uyuyacaksın, uyanmak bir ödül olacak. Ya da güneş çadırda hamam etkisi yaratana kadar bekleyeceksin, sıcaktan uyanacaksın. Sadık bir piknikçi gibi davranmak gerek bu dağlarda mutlu olmak için. İkisininin arası yok mu acaba? Ya piknikçi ya dağcı mı olunmak zorunda? Sabahın körü fikirleri bunlar işte tahmin edersiniz. Saçma fikirler çok hızlı, hareketler yavaşça...
Pazarlık yeteneğimi kullanarak, çıkışımızı 04:30'a ertelemeyi başardım. Duran da pek şikayetçi değil, 30 dakika daha tulumunda kalmaya.
Sucuktu, kahveydi, peynirdi, lavaştı derken, 05:30 gibi yürüyüşe çıkmış olmalıyız diye düşünüyorum. Kim çıkaracak şimdi çantanın ön gözüne koyduğu saati de, rapora yazmak için çıkış saatine bakacak? O çantayı bir indirirsem, "bırrrrr" sırtım buz gibi olacak...
Emli her zaman çok güzel, her geçtiğimde "keşke memleketin her yeri böyle ağaçlarla bezeli olsa" dediğim bir yer. Ah bir de ormanın kenarında şırıl şırıl akan deresi olsa. Ne kadar büyük bir hayal değil mi bu Aladağlar Çölü'nde? Sırtımdaki bir litrelik nalcenin şırıltısıyla yetiniyorum. Titremekten kasılarak hızlı adımlarla yürüyoruz. Tatsız bir saatte uyanmış olmak, işlevsel yaklaşımla ağzımıza ittirilmiş yiyeceklerin midede yarattığı karışıklık... Geğirmelerle gelen sucuk taarruzları...
Acaba bunların hepsi ilk defa bir araya gelmiş iki kişinin pek de kolay olduğu söylenemeyecek bir duvara gidiyor olmasının bahanesi mi? Ne Duran ne de ben, bunu şu anda kadar kendimize ya da birmirimize sormuş değiliz bu soruyu...
İki saatte Parmakkaya'ya çok yakın bir yere vardık. Duvarın tam dibine varmaksa nerdeyse 1 saatimizi daha almıştır. Girişe karar vermek, malzemeleri ayarlamaki elleri ovuşturmak da 45 dakika deseniz, 09:15 gibi duvara girmişizdir diye tahmin ediyorum.
1. İp: Önden ben gittim. Yaklaşık 40 m. kadar yükseldim ve bir oyuğa geldiğimde bir noktası sikkeden olmak üzere istasyon alarak Duran'ı yanıma aldım. Bu ip boyunda Parmakkaya ile ilgili konuşulurken hep bahsi geçen "çok fazla sikke var" durumuna şahitlik edeceksiniz. İniş istasyonu olduğu belli olan yerler dışında, gerçekten çok fazla sayıda sikke çakılı olduğu söylenebilir. Ama çakanların da vardır bir sebebi elbet. Tek söyleyebileceğim, bundan sonrası için daha fazla sikke çakılmayacağını ümit ediyor olduğumdur. Burada en baba yerin V+ olduğunu söylemek doğru olacaktır.
2. İp: 45 m kadar daha tırmandık, burada Duran önden gitti ve tam hörgüç-boyun denen bölgedeki ana istasyon noktasına beni aldı. Bu nokta aynı zamanda, iniş istasyonu olarak da kullanılacak geri dönüşte.
3. İp: Bahsi geçen babadan Duran emniyet alırken ben devam ediyorum. Burada, 6-7 m. kadar yükseldikten sonra (en fazla III derecedir) galiba işleri biraz zorlaştıran bir karar alarak, küçük bir bacaya dönüşmüş, büyük bir çatlağa yöneliyorum sola doğru giderek. (5 m. - V? derece) Benden başka bu kararı almış olanlar olduğunu, bacadaki eski sikkeyi gördüğümde anlıyorum. Bu sikkeyi çakan kişiye "helal olsun" dedikten sonra yükselip, aslında sağdan ulaşabileceğim bir noktaya çıkıyorum. Akşampınarı Vadi'nin kuzeye uzanan yönünü görebileceğiniz büyük bir yarıktan ve oldukça fazla miktardaki kuş pisliğinden ve kuş yuvalarından burayı ayırt edebilirsiniz. Bu geçişe girip de "sikkeyi kullanmayacağım" diyenler, orta ya da büyük boy camalot/friend ya da bir hex bulundururlarsa ferah ferah tırmanırlar. Hepi topu 15 m. yükselmişimdir. Bütün bu tantana bunun için yani... Çatlak/baca kısmı en fazla 5-6 m, V derece olduğunu düşünüyoruz. Bundan sonra üç metrelik bir sol yan geçişle kilit ip boyuna doğru giriliyor. Burada iki alet daha yerleştirdikten sonra, hareketi gördüğüm ama yapmaya cesaret edemediğim 3 hamleden sonra geri iniyorum ve Duran'ı alacak istasyonu kuruyorum. Belli ki ben sonrası için lider devam edemeyeceğim. (Bu arada rotayı tamamladığınızda anlıyorsunuz ki, 50 m.'lik ip kullanıyorsanız, zaten bu yan geçişe başlamadan bir istasyon almak daha iyi bir fikirmiş) Yani biz de rotayı dört ipe bölmüş olduk.
4. İp: Duran az önce aldığım istasyona geldi, lider malzemelerini değiştirdik, hemen devam etti. Benim az önce kastığım hamleyi kısa sürede geçti (Maşeallah). Uzun bir süre geçti, sürekli ip verdiğime göre adam ilerliyor. Son 10 m. ip kalana kadar tırmandı. Duvarın bu bölümündeki yankılanma yüzünden, birbirimize sesimizi çok zor duyuruyoruz, anlamıyor ve durumun gerektirdiği hareketleri yapıyoruz. Ne kadar ip kaldığını bağırış çağırış adama duyurabildim. Kısa bir süre içinde "istasyondayım" diye bir ses duyacağımı zannederken son dörde kadar geldik. "Alpeeeeeer son üç!" "Neee?" "Son üççç üçççç". Biz zaten bu istasyonu yükseltmeseymişiz, ipimiz en az 10 m. kısa kalacakmış zirveye varmadan önce. Duran zirveye ulaştığını söylediğinde, 2 m. ip kalmıştı. Ben de şimdi artçı olarak tırmanmaya başlıyorum. İyi ki lider gitmemişim diye düşünüyorum, bir kere de ipe yatarak son ip boyunu tamamlıyorum. Beklediğimizden daha uzun bir kilit olduğunu söyleyebilirim. (Neden daha azını beklediysek rehberler aynen bunu yazıyor zaten.) Bu 30-35 metrelik kısım için verilen VI ve VI- değerlerinin doğruluğuna tamamen katılıyoruz. Zirveye kaçta ulaştığımızı bilmiyoruz. 13:00 civarları olmalı.
İniş: 15:15'de tüm ekip yere ayak basmıştı. Çıkarken tespit ettiğimiz noktalardan yapıyoruz. İlki boyundaki babadan, ikincisi eşitlenmiş istasyondan, son 30 m. inişiyse kum saatinden yapıldı. Zaten genelde iki sikke ve bunlar arasında eşitlenmiş perlonlar var. Çıkarken bunların yerlerine dikkat edin.

Not1: Kullanılan rehber, "The Aladağ-Climbs and Treks in Turkey's Crimson Mountains", Cicerone Press, Ö.B. Tüzel (s. 216, rota s32)
Not2: Sikke ve çekiçler hiç kullanılmadı.
Not3: Rota genelinde, ip sürtünmesinin çok fazla olduğunu hissedeceksiniz.
Not4: Her babaya, iki iniş halkasıyla birlikte, yepyeni BD mor perlon takan kuldan Allah razı olsun :)